|
Saatler bir saat ileri alınmıştı, evet, ama benim beynim hala çok gerisindeydi hayatın, ve itaat etmeyi reddediyordu zamana. Akşam 6, yataktan anca çıktım, ölene kadar orda kalmak istiyordu canım, orada çürümek, sessizce. Boktan hayatıma boktan bir haberle daha da renk gelmişti zaten. Boğazımdaki düğüm açılsın diye, duşa girdim. Uzun uzun suyu izledim, akıyordu işte. Sadece akıyordu sabit devinimle. Sabit olan şeylere büyük saygı duyuyordum, benim yapamadığımdı beynimi, ruhumu sabitleyememek. Arkamdan bir bağırtı duydum, - Barajlardaki su tükendi, sen napıyorsun? Dönüp, - Ben de Tükendim, ne var ki bunda, bana değişik bir şey söyle... Demek isterdim ama gücüm yoktu. Suyun altına girdim, ağlayıp ağlamadığını anlayamamak güzel bir şeydi. Akan suya karışınca gözyaşların hiçbir şey anlaşılamıyordu. Düşündüm, bu sıcak suyun altında kaç saat aralıksız dursam beyin kanamasından ölürüm diye, ama doğru ya, barajlardaki su mevzusu. Doğa bile ölmeme karşı sanırım. Ruhumu en son ne zaman hissettiğimi düşündüm. En son ne zaman ‘evet yaşıyorum’ dediğimi. Hatırlayamadım. Bedenim kapkaça uğramıştı ve kapkaççılar yaşam hücrelerimi çalmışlardı. Benimse hiçbir yere çalıntı ihbarı yapacak halim yoktu. O esnada organ mafyasının çaldığı kalbimi arıyordum galiba.... |
| Leave a Comment: |