FOR THE LIFE THAT I HATE...Filled with sorrow...
Bleak inner self touched by pride,
devoured by solitude, still wrapped in time.
Flowing pain...
Holding myself back in suspicion...
and lingering in the dust...
the dust of my abandoned remains.
Killed with the dagger of life...!
Such an exquisite pride in my suffering...
alone, all alone with the emotional
streams of my soul...
So real, so pure... yet i'm left aside
entangled in fear... without hope.
Raped by the light of the world...
Scorned, left behind and broken down...
I am truly left alone,
but somehow... just somehow
it feels like my loneliness is a victory
over the self-delusion of joy... and happiness.
My heart beats faster,
the anguish becomes clearer
and my misanthropic view gets stronger.
Living in the shadows...
so proud of being the one,
but desperate...
so desperate for a helping hand.
Do I really want to live this life?
I have a thousand reasons to die,
and many millions of tears to cry... in silence.
The human plague has emtied my life,
and I curse the day I was born... to this world!
Still, no-one else I ever want to be...
and no-one else I intend to be...
'cause no-one else I was meant to be!
I need, I want, I long for my retribution...
I need, I want, I yearn for my retribution...
I want my retribution... I want it now!
Unity; a gathering of open wounds,
of dark... of dark clean spirits...
what a dream... what a dream so distant!
Why should I... why should I be alone
when I love... when I love my brotherhood?
Shall I die... shall I die to be free
when I cry... when I cry in silence...
so please let me die in silence...
oh my god, let me die in silence!
Neden siyah? Tabi binlerce nedeni olabilir... Dünya üzerinde hayatlari boyunca siyah giymeye karar vermi$ binlerce ki$i olmali. Benim de onlardan bir farkim yoktu bugune kadar. Nedenler o kadar da onemli degil. Nedenlerin degil, siyah rengin bir $ekilde bulu$turdugu insanlardik biz. Oncelikle karamsarlik ve umutsuzlugun simgesiydi siyah. Evet, bu nedenle giydim. Sonra geceye kari$manin ve $iddetin rengiydi. Bu nedenle de giydim. Sonra renkli insanlarin yaninda entelektuel olani gosterirdi siyah. Pembe kazakli birinin hayat felsefesi merak edilmez! Ve bu nedenle de giydim. En son olarak da kan lekeleri üzerimde kuruyunca görünmez ve daha da önemlisi zayıf gösterir ki ben bütün bu nedenlerden dolayı giydim. Tabii, siyah giyilmesiyle ilgili neden sonuc komikligi bir yil kadar sürer. Sonra alı$kanlık haline gelmi$ bir giyim tarzi, insanın hayatina aniden girip, dolabindaki diger renkleri kiskanip yakilmalarini sağlar...
HAYAT CINSEL İLİŞKİ YOLUYLA BULAŞAN ÖLÜMCÜL BİR HASTALIKTIR!
"Yaptigin is degilsin..Cuzdanindaki para, sirtindaki uniforman ya da sana bugune kadar deger verilmesini saglayan diger ozelliklerin. Aslinda bunlarin seninle hicbir ilgisi yok...Kendini saydam ve her an eriyebilecek bir kar tanesi gibi guzel ve essiz mi hissediyorsun? Sen aslinda hicbir seysin. Cunku sahip oldugun varliklar gun gelip sana sahip olmaya baslarlar. Sonra ne mi olur? Once uyuyamamaya baslarsin. Ardindan cevrendeki her seye yabancilasmaya...''
bugun oyle afilli kelimeler kullanmayacagim, cunku bu kez pek bir afili yalnizlik... uzun, cok uzun zaman sonra yine degidi jiletler bileklerime... bu sefer siddet az aci coktu... ben kotu bir yalanciydim her zamanki gibi... seni ozledim diyemedim, beni ozledim hic diyemedim...agladim, gozlerim batti gozlerime, sildim gozlerimi kanli ellerimle, buz kirigi gozyaslarim dondurdu kanimi, sustu bileklerim...
Gozlerimi aciyorum her sabah yine... Acmamam gerekirken ustelik... Ama biliyorum ki gidemem hicbir yere... Gozlerimi nerde acmam gerektigini bile bilmiyorum... Huzur buralarda bir yerlerde, ariyorum, belki de sadece bolunmus kucuk bir beyinim ben o kadar... Kendi kendisini delirtmeye calisan yaramaz bir cocuk... Sinir cizgisi boyleymis demek ki... Sinir cizgisinde gezmek... Borderline diyorlar arkamdan fisildayan sahte mor adamlar... Ve cizginin bir tarafi hayallerini cop posetine doldur ve kapinin onune birak diyor... Terket onlari... Diger taraf diyor ki... Birak gitsin... Birak daginik kalsin hersey... Her zaman oldugu gibi...Uyusturucular geliyor aklima ilk once... Valiumlar, Pasifloralar hani duzelelim diye verdikleri sahte dunyalar... Gercek dunyaya donmek icin sahte dunyalar yaratmak ve sinir cizgisinde dolasmak... Iste masanin ustunde yanyana duruyor yarim sise pasiflora ve temiz bir maket bicagi... Sise 5 dk once doluydu oysa... Bicagin kirlenme vakti mi geldi acaba? Sinir dogru yerde kalmali... Kirlenmemeli ne bicak, ne dusler ne de gerceginden calinan sahte dunyalar...Bir interrupted girl tribidir bu yazi da... Tipki diger karalamalar gibi... Sokak bekler... Gitmeliyim... Sahte dunyama...
Guvenmek icin bir nedenimiz YOK kimseye..!
Biz gencligiz ... Umutsuz pesimist... Cunku bunu gerektiriyor hayat..!
Umariz... ama umamiyoruz...
Sebebimiz sonucumuz olacak kadar bos bir beynimiz var..!
Yarasaya Cenaze Marsi//
iki kisilik biletimiz vardi kanayan bilekler operasina
iki kisilik bir intihardi kuslarin nefesimizden soludugu
deniz feneri sondu gemiler karaya oturuyor artik...
teninin tuzunu hangi mahkum tadiyor
iki kisilik terk edilmek bu olmali...
terk edildiginde kendini de terk ettigin icindi
aslinda bu sermayesi paylara bolunmus trajedi kumpanyasi
iki ortaktik, iki olu, ortadan ikiye bolunmus sermayeden
buyuk paylar aldik, altina imzamizi attik
kan kirmizi... damla damla imzaladik kayip dusler sozlesmesini...
kalbimizi tasfiye ettik sonra, oysa gerek yoktu ki avukat tutmana
gerek yoktu beni dava etmene, ben coktan yargilamistim kendimi
'kronik sahtecilik mahkemesinde'
muebbet hapis verdiler, sartli tahliye sartimsa icime gomdukleri yarasaydi...
kalbimi alip yarasayi koydular yerine...
sonra kis geldi yeniden... tam 1 sene sonra...
ihbar ettim seni bilinen butun mahkemelere...
yarasam goc etti
yerindeyse kan dolu bir bosluk
ah senyora dedin mahkemede ah senyora
yarasalar ayakta olur...
oldum...
Yanıt yok... Elimi nereye uzatsam yanıt yok... Yıkıntımla baş başayım yine, yüzüm gözyaşlarımın yer yer çizgileriyle ıslak, gözlerim boş boş bakıyor anlamsızlığına gecenin... Hani nerde o güçlü şeytanı yerden yere savuran kutsal ruh... Yalnızlığı çeyrek geçecekti en fazla oysa yalnızlığı günler, aylar, yıllar geçiyor... Kilitleniyorum sonsuza dek... Demir sürgülerini çaktım dibine kadar yeniden ve gidiyorum bir daha dönmemek üzere kendime... Kendimi terk ediyorum bu sefer bir ölü beden kalıyor geriye, ruhumu bırakıyorum mezarımın üstüne serilsin diye... Kurtuluşumun acısını huzurla çekeceğim, sadece gözlerini götüreceğim yanımda giderken dipsiz kuyuma...
yaralarım...
yaralarını saklayabileceğin kadar uzakta mı ellerim
yoksa gözlerin mi içimdeki şarkıyı susturan...
içindeki cam kırıkları batıyor sana sarılınca...
şehir ölüyor ardımda bırakırken sesini
ve bir hiçin ortasındayken
beni çağıran ellerin oluyor yine...
varlıkla yokluk arasında kaybolan bir ben
kaderden tesadüfe savrulan hayatlarda
hala arıyorum kendimi...
bulamıyorum...
RIVERSIDE - AFTER
I can’t take anymore
I can’t breathe
I’m sick of this goddamn darkness,
Sick of sadness and tears I throw it all up every single day
Together with last night’s dinner
I have lost myself completely
I have convinced myself I am someone else
For God’s sake,
I need to be real
I need touch
I need... people?
I have to turn my life around...
But... I will still be myself, won’t I...?
Gözlerimi kapatmak istiyorum, gözümün önünden güzel şeyler geçsin diye... Her sabah uyanıp gerçek olmadığını anladığımda gözyaşları döktüğüm onlarca rüya kalsın diye gözlerimin önünde... Kim bilir belki de bu yüzden sık sık ölümü düşünüyorum... Hep kapalı kalsın gözlerim diye... Gece üstümü örttüğümde büyükçe bir yıldızı alıyorum sol elime... Sağ elimi üstünde gezdirip kapatıyorum gözlerimi... Sattığım hayallerimi geri satın alabileceğim bir para icat edildi mi? Karanlıklar tanrıçasının evinde hangi nakit aracı kullanılıyor geri alımlar için... İnancım yok ki satın alma gücüm olsun... Yıldıza dönüyorum tekrar, gözlerim kapalı... Işığınla kör et gözlerimi diyorum ona... Kör et ki hayallerim hiç gitmesin bir daha... Yitirdiğim gözyaşlarıma yansımasın yüzümün gölgesi... Işığınla koru beni... Karanlıkla doğuyorum, bırak karanlıkla öleyim... Bu cehennemi söndürecek kadar ağlamadım henüz, bırak her bir damlası çoğalsın gözyaşımın düştüğü yerde... Buz tutsun, ya da toz olsun... Cehennem ırmakları dünyaya insin... Lethe evimin içinden geçsin, ben de Lethe’nin içinden... Bırak beni akıp gideyim gözlerimin üzerinde bir madeni parayla... Kayıkçı alsın beni... Nerede olmam gerekiyorsa orada olayım... Eksik yok, fazla yok... No future! No future!